1560 doğumlu kontes, 14 yaşında iken nüfuzlu bir lord ile evlendirilir. Dönemin en güzel, akıllı ve güçlü kadını olarak anılan kontes, erkeklerin hakim olduğu ve sadece onların sözünün geçtiği bir dünyaya başkaldıran bir kadın olarak öne çıktı. Bir davette kendinden oldukça genç olan Istvan’a aşık olur ve tutku dolu bir aşk yaşarlar. Fakat bu mutlulukları uzun sürmeyecektir çünkü Istvan’ın babası Kont Thurzo oğlunu ondan ayırmak için planlar kurmaktadır.
Aşk, intikam ve gurur arasında kalan kanlı katil Kontes Bathory’nin yükseliş ve düşüşünün öyküsü.
“Inglorious Basterds”ın konusu, Alman işgali altındaki Fransa’da başlar. Çok sevdiği ailesinin, Nazi Albay Hans Landa’nın (Christoph Waltz) tarafından katledilmesine tanıklık eden Shosanna Dreyfus (Melanie Laurent) adlı kadın, katliamdan kılpayı kurtularak Paris’e kaçar. Orada sinema salonu sahibi ve işletmecisi olarak yeni bir kimlik edinir.
Aynı günlerda Avrupa’nın başka bir köşesinde Teğmen Aldo Raine (Brad Pitt), Yahudi askerler tarafından kurulan bir grubu düşmana karşı misilleme yapma amacıyla organize etmektedir. Düşmanları tarafından “P.çler” yakıştırmasıyla bilinen Raine’ın grubu, Nazi Almanyasının önde gidenlerine zarar verme misyonunu üstlenmiştir. devamı…
Meggie’nin babası Mo’nun olağanüstü bir yeteneği vardır. Sesli okuduğu kitapların kahramanları, kitaptan çıkarak gerçek olurlar. Mo, bu yeteneğini, Meggie bebekken ona “Inkheart” adlı romanı okuduğu sırada keşfeder.
Mo sayesinde “Inkheart”tan çıkan Dustfinger, romana geri dönemek için çaresizce Mo’yu takip etmeye başlarken, kitabın kötü karakteri Capricorn’da, dünyayı korkunç bir yere dönüştürmek için, ihtiyacı olan canavarı da dünyaya taşıması için Mo’nun peşine düşer. devamı…
Bir gece yönetmen Ari Folman barda arkadaşıyla oturmuş sohbet etmektedir. Arkadaşı, Ari’ye durmadan gördüğü bir kabustan bahseder. Kabusunda 26 tane vahşi köpekten kaçıyordur. Bu kabusun, iki adamın da Lübnan Savaşı’nda yaşadıklarıyla ilgisi olduğu kanısına varırlar. Ari, hayatının o dönemiyle ilgili pek bir şey hatırlamadığını fark edip şaşırır. Bu ilginç durum karşısında, dünyanın dört bir yanından dostlarını ve asker arkadaşlarını bulup savaşta yaşananlar hakkında konuşmaya karar verir. O dönemle ve kendisi ile ilgili gerçeği ortaya çıkarması gerekmektedir. Ari bu gizemi deştikçe, hafızası gerçeküstü resimlerle uyanmaya başlar. devamı…
Roket Büyük bir hızla ve gürültüyle Jack Carver’in teknesine çarpar. Jack tekne patlayıp paramparça olmadan önce kaçmayı zar zor başarır.
Genç gazeteci Valerie Constantine onu bu seyahat için tuttuğunda, Carver’ın hayalindeki seyahat bu değildir. Kaptanın görevi onu bir muhbirle buluşması için ücra bir adaya götürmekti, ama hiç bir şey yolunda gitmez. Adanın sırrı her neyse, onun koruyucuları bunun bilinmesini engellemeye hazırdırlar Jack ve Valerie paçalarını zor kurtararak ormanın içine kaçarlar. Adanın diğer tarafındaki limandaki gemiye ulaşmaya çalışırken acımasız askerler tarafından yakalanırlar.
“Pandora’nın Kutusu”, bir gün kaybolduğunu öğrendikleri yaşlı annelerinin yaşadığı küçük bir Batı Karadeniz kasabasına doğru yola çıkan üç kardeşin öyküsünü anlatıyor. Yolculukla beraber kendi sorunları ve aralarındaki gerginlik de ortaya çıkan üç kardeş, Alzheimer olduğunu öğrendikleri annelerinin yanlarındaki varlığıyla kendi hayatlarını sorgulamaya başlıyorlar. Pandora’nın Kutusu yavaş yavaş açılırken anneanne ve torunu arasında filizlenen yakınlık filmin sürprizli finalini hazırlıyor. devamı…
12 yaşındaki Meggie (Eliza Hope Bennett), tıpkı babası Mortimer “Mo” Folchart (Brendan Fraser) gibi bir kitap kurdudur. İkisinin, ortak bir özellikleri daha vardır: Yüksek sesle kitap okudukları zaman, kitapta yazanları canlandırığ gerçek dünyaya getirme yeteneği! Ama bu çok da tehlikeli bir yetenektir: Çünkü canlanıp kitap sayfalarından çıkan her karaktere karşılık, gerçek hayattan biri kitabın içine kaçmaktadır. devamı…
Birbirlerine deliler gibi aşık olan Celia ve Nick için o gün hayatlarının dönüm noktasıdır. Çünkü saatler sonra Amerika’da olacaklar ve her şeye sıfırdan başlayacaklardır. Celia, sıradan geçmişini geride bırakırken, Nick bugüne dek bulaştığı her türlü pis işten sıyrılacağı için mutludur. Ama, unutmak istediği eski günlerden bir alacaklı yakasına yapışır. Bu işlere artık bir nokta koymak isteyen Nick, yol üstündeki bir marketi soymaya kalkışır. Markete bir sivil polisin gelmesi ile tüm planı altüst olur. Çünkü kaçmaya çalışırken, polis kendi silahıyla vurulur. Artık yola kendi arabasıyla devam edemeyeceği için, Celia ile ilk gördükleri eve girerler. Amaçları kapıdaki arabanın anahtarını almak ve havaalanına varıp, bu ülkeyi sonsuza dek terk etmektir. devamı…
Son Yorumlar